Birleşik Devrimci Savaş ve El Salvador Deneyimi | Birtan Polat

1979 yılı El Salvador’a faşist diktatörlüğün zulüm politikalarını arttırmasıyla gelmişti. Sokaklarda karşı-devrimin terörü kol geziyordu. O günlerde ülkenin dinsel lideri Başpiskopos Oscar Romero’nun “şiddetin her türünün kınanamayacağı, halkın meşru özsavunma hakkının bulunduğu” açıklaması halk üzerinde büyük etki yaratmıştı. Faşist diktatörlük Romero’ya yanıtı kurşunlarla verdi. Romero 24 Mart 1980’de katledildi. Romero katledilmezden kısa bir süre önce yaptığı bir konuşmada, devletin özel savaş birlikleri olan Ulusal Muhafızlara “subayların değil tanrının buyruklarını dinleyin, kardeşlerinize ateş açmayın” çağrısı yapmıştı.

Romero’nun bu çağrıyı yaptığı günlerde, Ulusal Muhafızların halka uyguladığı terör doruk noktasına çıkmıştı. San Salvador’da günlük ölüm sayısı 27’e çıkmıştı. İşkence ve baskı günlük hayatın olağan parçaları haline gelmişti. Buna paralel olarak, dağınıklığı aşma yolunda ilerleyen devrimci güçler eylem kabiliyetlerini, kitle desteğini hızla arttırıyordu. Romero’nun halk güçlerinden yana tutum alması, toplumsal etki alanının genişliği nedeniyle oligarşi için son derece ciddi bir tehlike anlamına geliyordu.

El Salvador’da solun öyküsü, 20. yüzyılda Latin Amerika solunun genel öyküsüyle örtüşüyordu. 1960’lara dek Sovyetler Birliği bağlantılı komünist partilerin etkili olduğu coğrafyada, Küba Devrimi’nin yarattığı yeni devrimci dalga, bu partilerden kopan yeni devrimci grupları ortaya çıkarmıştı. Silahlı direnişi esas alan bu grupların bir kısmı, partili geleneğin tersine köylülüğün devrimci enerjisini harekete geçirecek kır birimlerine yönelmişti. Bazı gruplar kentlerde gerilla hareketini oluşturmaya çalışıyordu.

Küba Devrimi ve Çin Devrimi’nden esinlenen gruplar, partili gelenek, şehir gerillasını esas alanlar, 1960’larda Latin Amerika solu farklı yolları tercih eden birçok grubu kapsıyordu. Tüm Latin Amerika’da gelişen devrimci hareketin en büyük sorunu güçlerin dağınıklığıydı. El Salvador’da komünist partinin 1970 yılında liberal burjuvaziyle ittifak ve burjuva demokratik yolda ısrar çizgisine isyan eden gruplar kendi yollarını çizme kararı aldı.

Kendi aralarında sert polemikler yürüten gruplar yoğunlaştıkları alanlarda hızlı bir gelişme göstermeye başladı. Nikaragua’da büyüyen birleşik devrimci savaş El Salvador’da çok ciddi yankılar yaratıyordu. ABD emperyalizminin özel olarak yoğunlaştığı Nikaragua ve El Salvador’da karşı-devrim askeri aygıtlarını sürekli olarak geliştiriyor, ölümcül bir savaş için tüm kaynaklar bu ülkelere akıyordu.

1979 yılına gelindiğinde devrimci gruplar güçlenmiş, halk hareketi tüm devlet terörüne rağmen çok ciddi bir canlanma yaşamıştı. Halk hareketi ve devrimci grupların eylem kapasitesi yükselişe geçmişti ancak karşı-devrimin merkeziliği karşısında devrim cephesinin dağınıklığı, mücadelenin bir üst seviyeye sıçramasının önünde ciddi bir engeldi. Temmuz 1979’da Nikaragua Devrimi zafere ulaştı. Tüm dünyada önemli etkiler yaratan bu gelişme, El Salvador’u çok daha derinden etkiledi.

Küba Devrimi’nin önderi Fidel Castro Kasım 1979’da El Salvador Komünist Partisi, Halk Kurtuluş Güçleri, Ulusal Direniş Güçleri adlı örgütlerin temsilcilerini Havana’da buluşturdu. Halk Kurtuluş Güçleri ve Ulusal Direniş Güçleri, 1970’lerin başında El Salvador Komünist Partisi’nden ayrılanların kurduğu silahlı mücadele yürüten örgütlerdi. Nikaragua Devrimi’nin yarattığı devrimci enerji tüm bölgede yükselişteydi ve bu enerjiyi devrimci savaş için kullanabilmenin yolu birleşik bir kurmaylığa sahip olmaktan geçiyordu.

Nikaragua’da birleşik devrimci savaş ortak kurmaylığın yaratılmasıyla zafere ulaşmıştı. Fidel bu deneyimin değerini çok iyi biliyordu, bu deneyimin El Salvador’a taşınması yeni bir devrimci zaferin yolunu açabilirdi. Havana buluşması birleşik devrimci savaş için oluşturulacak kurmaylığın oluşumunda başlangıç hamlesi oldu. Havana’da buluşan grupların temsilcileri 17 Aralık’ta Devrimci Siyasal-Askeri Koordinasyon (CR-PM) kurulduğunu açıkladı.

Başpiskopos Romero’nun öldürülmesinin ardından komünist parti silahlı birimler kurmaya başlamıştı. Komünist partinin önderi Jorge Shafik Handal silahlı mücadeleye başlama ve diğer örgütlerle ortak bir platform oluşturmalarındaki en önemli faktörün Nikaragua devrimi ve izlediği yol olduğunu yazı ve konuşmalarında sık sık vurguluyordu. Handal’ın dikkat çektiği bir başka nokta, Farabundu Marti Ulusal Kurtuluş Cephesinin (FMLN) kurulmaması durumunda emperyalizm destekli oligarşiyle savaşta ordulaşamayacakları gerçeğiydi.

ABD emperyalizminin El Salvador’daki karşı-devrim için o yıllarda tam 6 milyar dolar aktardığı bilgisini veren Handal, başka hiçbir Latin Amerika ülkesine bu düzeyde para harcanmadığını vurguluyor. Karşı-devrimin askeri ve siyasi hamlelerine karşı savaşın ancak birleşik bir kurmaylık yaratmakla mümkün olacağını gösteren Nikaragua deneyimi El Salvador’da devrimcilerin aynı yola girmesini sağlamıştı.

Uzun yıllara dayanan, karşılıklı ağır ifadelerin kullanıldığı polemiklerin yerini birleşik devrimci savaşı geliştirmenin yol ve yöntemleri üzerine tartışmalar almıştı. 10 Ekim 1980’de üçlüye Orta Amerika Devrimci İşçi Partisi ve Halkın Devrimci Ordusu grupları da katıldı. Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin kurulduğu açıklandı. Birleşik devrimci savaşın kurmaylığı yaratılmıştı.

Nikaragua devriminde önemli roller oynayan Carlos Fonseca, Tomas Borge gibi isimler, 1962 yılında adeta Latin Amerika’nın “devrim üssüne” dönüşmüş olan Küba’da Che ve Fidel ile birlikteydiler. 1962 yılının bahar aylarında aralarında Venezuelalı, Arjantinli, Bolivyalı, Nikaragualı, Uruguaylı, Kolombiyalı, Guatemalalı, Perulu devrimcilerin bulunduğu gruplar Küba’da Che’nin komutasında askeri ve siyasi eğitim görüyor, ülkelerinin ve kıtanın devrimci kurtuluşu üzerine tartışmalar yürütüyordu.

Küba Devrimi sadece esin vermiyor, aynı zamanda devrimci savaşın kıta çapında yürütülmesini sağlamak için tüm kaynaklarını seferber ediyordu. 1970’ler ve 1980’lerde kıtayı sarsacak devrimci savaşların önder kadrolarının birçoğu Fidel ve Che’nin devrimci iradesinden doğan bu ocakta yaratılmıştı. Döneme ilişkin tanıklıklar, Che’nin özellikle Nikaragua ve Peru devrimlerine özel bir önem atfettiğini belirtiyorlar. Nikaragua’da silahlı savaşımı başlatan grup doğrudan Che’nin eğitiminden geçmiş, onun sağladığı olanaklarla ülkeye dönüp savaşı başlatmıştı. Küba her aşamasında Nikaragua devriminin en önemli destekçisiydi.

El Salvador’da FMLN’nin kurulmasının ardından, halk hareketinin siyasi merkezileşmesini hedefleyen Devrimci Kitle Koordinasyonu’nun kurulması için harekete geçildi. Bu örgütlenme FMLN’nin kapsadığı gruplar dışındaki halk örgütlerini de kapsayacaktı. FMLN önderleri, FMLN’yle birleşik kurmaylığın yaratılmasının ve devrimci savaşımda yeni bir düzeye sıçramanın, çeşitliliğe sahip halk örgütlerini kapsayan Devrimci Kitle Koordinasyonu’nun başarısını getirdiğinin altını çiziyorlar.

Birleşik devrimci savaş sürecinin kapsamının silahlı mücadele, siyasi mücadele ve toplumsal hareketlerin birliğinden oluştuğunu belirten El Salvadorlu devrimciler, bunun Nikaragua’daki başarıyı getirdiğini sık dile getiriyorlardı. Karşı tarafta aynı kanıdaydı ve buna uygun olarak El Salvador’da karşı-devrimi parayla, silahla, propagandayla besliyordu. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin etkili ismi Zbigniev Brezinski tutumlarını, “Birleşik Devletler, en şiddetli eleştirilere yol açabilecek önlemleri almak gerekse bile, yeni bir Nikaragua’ya asla izin veremez” açıklamasıyla özetlemişti.

Devrimci Kitle Koordinasyonu (DKK)’nun yarattığı etkinin en çarpıcı göstergesi 1932 devriminin yıldönümü nedeniyle başkentte düzenlenen gösteriye 250 bin kişinin katılmasıydı. Gösterinin büyüklüğü çok önemliydi çünkü gösteriden önceki günlerde devlet güçleri gösterinin tehlikeli çatışmalara yol açacağı tehditleriyle gösteriyi engellemeye çalışmıştı. Gösteri sabahı DKK’nın bürolarına bombalı silahlı saldırılar düzenlenmiş, kırsal alanlardan gelen göstericileri engellemek için çeşitli girişimlerde bulunulmuştu ancak kitle kararlılıkla yürüyüş kollarına akın etti. Saat 13.00’ı gösterdiğinde devlet binalarından göstericiler üzerine ateş açılmaya başladı. Birleşik devrim güçleri halkı korumak için ateşle karşılık verdi ve çatışmalar başladı. Silahlı mücadele, siyasi mücadele ve toplumsal hareketlerin birliği bu büyük gösteride cisimleşmişti.

El Salvador’da birleşik devrimci savaşın gelişim sürecinde, Mayıs 1980’de oluşturulan Birleşik Devrimci Komutanlık (BDK) önemli bir rol oynadı. BDK’nın oluşturulmasından sonra gerilla faaliyetinde ciddi bir canlanma söz konusu oldu. Devlet güçlerine ve kontra çetelere karşı düzenlenen saldırılarda ciddi bir artış gözleniyordu. Devlet güçleri buna özellikle kırsal bölgelerde köylülere yönelik vahşi bir devlet terörüyle karşılık verdi. Birleşik devrimci savaşın gerilla alanı güçlendirilirken, DKK 24 Haziran 1980’de iki günlük genel grev çağrısı yaptı.

İki günlük genel grev çağrısında bazı talepler yükseltilmişti, bunlar olağanüstü hâl rejimine, baskıya ve ABD müdahalesine son verilmesi ve grev hakkının, temel insan haklarının tanınmasıydı. Grev çağrısı emekçilerde güçlü bir karşılık buldu. Başkentte ekonomik faaliyetin yüzde 85’i durdu. Genel grev başarı kazanırken, BDK halka gıda maddeleri sağlayacak halk komitelerini örgütlemeye başlamıştı. Oligarşinin yanıtı, işçi semtlerini havadan bombalamaya başlamak oldu.

Oligarşinin yanıtı sert olmuştu ancak yaşananlar birleşik devrimci savaşın kırda ve kentte gelişmekte olduğunu net olarak gözler önüne seriyordu. ABD emperyalizmi bu gelişmeler üzerine devrimci bir iktidar olasılığını gündemine almış, Beyaz Saray’da doğrudan ABD askeri müdahalesi planları üzerine çalışmalar başlamıştı. Beyaz Saray’daki çalışmaların nedeni, gelişen gerilla hareketiyle paralel olarak yükselen halk muhalefeti ve örgütlülüğüydü.

FMLN 10 Ocak 1981’de daha sonra “genel saldırı” adını verdiği büyük hareketi başlattı. Genel grev çağrısına ülkenin birçok noktasında gerilla saldırıları eşlik etti. 43 farklı noktada başlayan çatışmaların bazıları günler süren büyük muharebelere dönüştü. Ordu birlikleri içinde karışıklıklar çıkmaya başladı. Bazı kışlalarda askerler gerillalarla çatışmayı reddetti ve gerilla saflarına katıldı. “Genel saldırı” bir hafta devam etti. İlk gün 500 insan yaşamını yitirdi. FMLN birleşik devrimci savaşın gücünü göstermişti ancak iktidarı devirmek için ihtiyaç duyulan kapasiteye henüz ulaşılamadığı görülüyordu.

FMLN gerilla güçlerini karşı operasyonlardan koruyarak geri çekmeye başladı. “Genel saldırı” ABD’de yeni başkan Ronald Reegan’ın göreve başlamasıyla çakışmıştı. Reegan bu gelişmeye, ABD’nin El Salvador’da çok daha aktif olması yönünde kararlar alarak karşılık verdi. Reegan’ın Dışişleri Bakan Yardımcısı yaşananların Amerika için taşıdığı anlamı, “Orta Amerika için belirleyici savaş El Salvador’da verilmektedir. Eğer Nikaragua’dan sonra El Salvador’da şiddet yanlısı bir çoğunluk tarafından ele geçirilirse Orta Amerika’da korku içinde yaşamayan kim kalacak? Başlıca stratejik çıkarların ‘Panama Kanalı’, deniz güzergahları, petrol ikmali tehlikeye girmesi ne kadar zaman alacak?” şeklinde ortaya koymuştu.

“Genel saldırı” kentlerdeki gerilla birimlerinin güçlendirilmesi ve arttırılmasının gerekliliğini ortaya koymuştu. Birleşik kurmaylık bunun için çalışmalara yoğunlaştı. Kent gerillasının tamamlayıcı unsuru olarak kent milisleri örgütlenmesi bu dönemin taktiği olarak devreye girdi. DKK halkın ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayacak yeni örgütler kurarak tabanını genişletmeye çalışıyordu. Kent milisleri DKK’nın örgütlenme faaliyetlerinin organik bileşeniydi. Örgütlenme faaliyetlerine yönelik devlet saldırıları gerçekleştiğinde karşısında kent milislerini buluyordu. Askeri ve siyasi faaliyetler birbirini beslemiş, birleşik devrimci savaşta belirli bir ilerleme sağlanmıştı; bu durum ABD emperyalizminin 1982 yılında El Salvador’da sürece çok daha aktif dahil olmasına yol açtı.

ABD emperyalizminin bu süreçte El Salvador’a aktif olarak savaşmak üzere 5000 asker gönderdiği, ağır silah sevkiyatı yaptığı daha sonra ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından kabul edildi. Emperyalizm devrimi bastırmak için sahadaydı ancak birleşik devrimci savaş büyük bir devrimci enerjiyi harekete geçirmişti. Halkın savaş ve örgütlenme kapasitesi sürekli gelişiyordu. El Salvador’da birleşik devrimci savaş yenilmezliğini kanıtlamış ancak zafere ulaşamamıştı. Bu süreçte belirleyici önem taşıyan faktör sosyalist blokta yaşanan derin bunalımdı. Sosyalist blokun çözülmesine dek uzanacak bu bunalım El Salvador’da birleşik devrimci savaşın gelişimiyle çakışmıştı.

Birleşik devrimci savaşın yenilmezliğinin kanıtlanmış olması, FMLN’nin siyasi bir muhatap olarak kabulünü getirdi. Meksika’da kurulan siyasi müzakere masasına FMLN’de çağrıldı. FMLN masayı reddetmedi, kendi siyasi bakış açısını ve taleplerini Meksika’da ortaya koydu. ABD yetkilileri tam teslimiyet anlamına gelen bir çerçeve ortaya koydular. Bu çerçevenin reddedilmesi üzerine heyetlerin yeniden görüşmesi için bir tarih saptandı.

Yeni müzakere görüşmelerin başlayacağı günün sabah saatlerinde San Salvador’daki Emekçiler Federasyonu’nun merkezine yerleştirilen bomba patlatıldı. Federasyonun yönetim kurulu toplantısında patlayan bomba çok sayıda federasyon yöneticisinin ve emekçinin ölümüne neden oldu. Teslimiyet dayatması bu eylemle yeni bir boyut kazanmıştı. Birleşik devrimci kurmaylık bu saldırı ve teslimiyet dayatmalarına karşı “genel saldırı” kararını aldı.

“Genel saldırı” kararı sonucunda başta San Salvador olmak üzere büyük kentler savaş alanına dönüştü. Gerillalar ve milisler San Salvador sokaklarında çatışırken Berlin Duvarı yıkıldı. Nikaragua’da Sandinistler silahlı mücadeleyle elde ettikleri iktidarı seçimle burjuvaziye geri verdiler. Uluslararası ortamda değişen güç dengeleri FMLN’yi en kritik momentte çok zor bir durumla karşı karşıya bırakmıştı. FMLN masaya döndü. Birleşmiş Milletler’in devreye girdiği bir müzakere masası kuruldu. FMLN siyasi partiye dönüştü. Müzakere sürecinde on binlerce insan ellerinde FMLN bayraklarıyla San Salvador caddelerini doldurmuştu.

El Salvador deneyimi, Hegel’in kullandığı anlamda “tarihin şaka yaptığı” momentlerden birine denk gelmiş, ülkedeki büyük devrimci çıkış dünyadaki büyük gerilemeyle çakışmıştı. El Salvador’da birleşik devrimci kurmaylığın devrimi zafere taşıyamamasının asıl nedeni dünyadaki çöküştü. Dünyaya hızla hâkim olan yenilgi atmosferi nedeniyle, El Salvador deneyiminin önemi devrimci hareket tarafından layıkıyla değerlendirilemedi. Birleşik kurmaylığın oluşumunun birleşik devrimci savaşa nasıl biri itilim kazandırdığı, emekçilerin enerjisini nasıl harekete geçirdiği ve yenilmez kıldığı El Salvador’daki “uzun savaşta” tüm yönleriyle gözler önüne serilmişti.

Birleşik devrimci savaşı geliştirmeyi önüne hedef olarak koyan ve bu yolda yürümekte olan devrimci güçler 20. yüzyıl deneyimlerinden öğrenerek daha sağlam adımlar atabilirler. El Salvador deneyimi bu bağlamda önem taşımaktadır. Yenilgilerden öğrenmek, devrimci zaferlerden öğrenmek kadar yararlıdır.