Birleşik Devrim Tarihine Bakış | Umut Keçer

Giriş ve Geçmiş Mücadele Mirası

Birleşik devrim mücadelesi Türkiye ve Kuzey Kürdistan topraklarında gelişen birleşik devrim mücadelesi açısından stratejik önemdedir. Türkiye işçi sınıfının ve ezilenlerin mücadelesi Türkiye devriminin kendi gelişim dinamikleri açısından köklü bir tarihsel mirasa sahiptir. Yine aynı şekilde Kuzey Kürdistan devriminin de uzun bir mücadele geçmişi vardır. Bu yönüyle birleşik devrim köklü bir tarihsel mirasa sahip örgütlenme zeminidir. Bugün birleşik devrimin bir hareket olarak cisimleşmesinin 5. Yılı geride kaldı. Ancak mücadele geçmişi çok daha köklüdür. Daha önceki dönemlerde de Türkiye devrimci hareketi içerisinde farklı birlik ve cephe deneyimleri olmuştur. Bugünden geçmişe dönük bir analiz yaparsak; Birleşik devrim hareketi’ nin dayandığı tarihsel mirası kavramak, burada bulunan birikimi açığa çıkartarak bugüne güç vermesi açısından kritik öneme sahiptir.

Birleşik devrim mücadelesinin dayandığı esas 71 kopuşunun tarihsel mirasına dayanmaktadır. 71 kopuşu Türkiye devrimci hareketi içerisinde kendi sağından medet uman anlayışın reddi noktasında önemli bir momenttir. 71 silahlı direnişi, gelişen gençlik hareketinin silahlı mücadeleye yönelmesiyle birlikte daha önceki dönemde düzen sınırları içerisinde kalan ve zayıf bir zeminde gelişen devrimci hareket açısından önemli bir sıçrama olanağı yaratmıştır.

Mahirler, Denizler ve İbrahimler Türkiye devrimci hareketinin ihtilalci kanadını oluşturan önemli bir devrimci mirasın temellerini atmışlardır. Onların izinden giden birçok genç devrimci canları pahasına bu temeller üzerine devrimci örgütlenmeler inşa etmişlerdir. Bu yönüyle birleşik devrim hareketi aslında bu temellerin ve bu temeller üzerinden gelişen mücadele araçlarının yeni ve birleşik bir niteliğe taşınmasıdır. Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere Direnişi, Denizlerin idama gözlerini kırpmadan yürüyüşü ve İbrahim’in ser verip sır vermeyen duruşu bizlere eşsiz bir mücadele mirası bırakmıştır. Bu yönüyle onların savaşçılığı, direngenliği ve devrimcilik ısrarı birleşik devrim mücadelesinde vücut bulmuştur. Bu mücadele mirası geçmişte 12 Eylül zindanlarında direnişte, Filistin mücadelesiyle dayanışmada, Bekaa vadisinde ve anti-faşist mücadelede ittifaklarda buluşmuştur. Buralarda yoldaşlaşma faşizme ve siyonizme karşı savaşta kanların birbirine karışmasıyla gerçekleşmiştir. Bu yönüyle direnişte ve savaşta yoldaşlaşmanın yan yana olmanın önemli büyüktür.

Kürdistan devrimcilerinin mücadelesi de aslında aynı tarihsel mirastan beslenerek gelmiştir. Kürdistan özgürlük mücadelesi açısından Denizlerin, Mahirlerin ve İbrahimlerin hep sembolleşmiş bir değeri olmuştur. Kürdistan devrimi belirli bir eşikte daha yoğunluklu bir mücadele pratiği içerisinde ve Türkiye devrimci hareketiyle farklı bir zeminden ancak ona paralel bir hatta ilerleyecektir.

Burada iki devrimin özellikle 12 Eylül sonrası gelişim seyrine baktığımızda Türkiye devrimci hareketinin ısrarlı bir mücadele iradesiyle faşizmin her türlü saldırısına karşı direndiğini ve ayakta kaldığını belirtmek doğru olacaktır. Aynı şekilde Kürdistan özgürlük mücadelesi de önemli bir gelişim seyri izleyerek kendisini şekillendirmiş ve güçlendirmiştir. Faşizmin her türlü saldırısı karşısında güçlenmiş ve önemli bir mücadele mirası açığa çıkarmıştır. Bu yönüyle imkan ve olanaklar açısından Türkiye devrimci hareketi önemli bir nitelikli güç açığa çıkarmıştır. Kürdistan özgürlük mücadelesi ise hem nitelik hem de nicelik açısından önemli bir güce ulaşmıştır. Özellikle Kürdistan gerillasının zengin mücadele pratiği ile elde ettiği birikim birleşik devrim mücadelesinin bugünü ve geleceğinde önemli bir kaynak olacaktır.

Elbette belirli gelişmelerde hareketin kuruluş sürecini hazırlamıştır. Bu gelişmelerin başında Gezi Direnişi gelmektedir. Haziran Ayaklanması’nın birçok açıdan Türkiye devrimci hareketine önemli etkileri olmuştur. Her şeyden önce mevcut örgütlenmeler kitlelerle buluşmuş devrimci bir durumun içerisinde özne olmuşlardır. Bu başlı başına önemli bir gelişmedir. Böyle olduğunda birçok örgütlü yapı mücadele içerisinde stabil giden süreçte ulaşamayacağı kitlelere temas etmiş ve devrimci bir durumla karşı karşıya gelmiştir. Bu yönüyle yaşanan devrimci durumun ihtiyaçlarına cevap veremeyen yapılar bu süreçten parçalanarak çıkmıştır. Aynı zamanda Haziran Ayaklanması devrimci örgütlenmeler açısından düzenin sınırlarını zorlayan bir devrimci pratiğin nelere ihtiyaç duyacağını da gözler önüne sermiştir. Bu dönemde özellikle Kürt Hareketi’nin süreçte aktif bir rol almaması belki de ayaklanmanın başarıya ulaşmasını engelleyen en ciddi etkendi. Elbette bu süreçte kitlelerin eğilimiyle buluşan ve kitlelere öncülük etme arayışında olanlarda oldu. Bu özneler açısından da birleşik mücadelenin ihtiyacı kendini daha güçlü göstermiştir.

6-8 Ekim Kobane Direnişi de mücadelenin gelişim seyri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Kobane Direnişi en genel anlamıyla bir ayaklanma olarak faşizme büyük korkular salarken devrimci saflarda da önemli bir etkiye sahip olmuştur. Militan kitle mücadelesi ve şehirlerde açığa çıkan muazzam enerji geniş kitlelerde devrimin gerçekleşebilirliği konusundaki iyimserliği yükseltmiştir.

Rojava Devrimi tamda bu tarihsel kesitte önemli bir sıçrama zemini sağlamıştır. Her şeyden önce Rojava Devrimi’nin gerçekleşmesi ve devrimin savunulması konusunda oluşan seferberlik havası önemli bir zemin oluşturmuştur. Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerin devrimi savunurken aynı zamanda devrimci savaş pratiği içerisinde beraber konumlanmaları birleşik devrim fikrine olan inancı daha da güçlendirmiştir. Burada var olan devrimin savunma savaşına katılım önemli tecrübeler biriktirmiştir. IŞİD’in ortaya çıkışı ve Kürt halkına dönük saldırıları beraberinde ona karşı verilen mücadelenin meşruiyetini bütün dünyaya yaymıştır. Başlangıçta selefi güçlerle yürütülen savaşa Türkiyeli ve Kuzey Kürdistanlı devrimciler de güçlü bir şekilde katıldılar. Bu yönüyle Rojava Devrimi’nin gerçekleşmesi ve sonrasında devrimin savunulması pratiği içerisinde olunması birleşik devrim hareketinin kuruluş sürecine önemli bir ivme katmıştır.

Hareketin Gelişimi

Halkların Birleşik Devrim Hareketi 12 Mart 2016 tarihinde Medya Savunma Alanları’nda kuruluşunu ilan etmiştir. Aynı tarihte İstanbul Gazi Mahallesi’nde gerçekleştirilen 12 Mart Gazi Katliamı anmasında da hareketin kuruluş ilanı milislerin yaptığı eylemle duyurulmuştur.

Birçok açıdan Türkiye işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesinde stratejik bir hamle olan kuruluş dost ve düşman birçok çevrede önemli reaksiyonlar yaratmıştır. Hareketin kuruluşu faşist devlet tarafından hedef haline getirilirken emekçi halk kesimlerinde büyük bir heyecan yaratmıştır. Kuruluş ilanı sonrasında gerilla alanlarında, kentlerde, Avrupa’da ve bir çok alanda örgütlenmeler gelişmiş ve yan yana gelişler olmuştur. Bu yönüyle hareketin kuruluşundan itibaren ciddi bir sinerji yarattığını özellikle belirtmek gerekmektedir.

Karadeniz yaylalarından Dersim dağlarına, Amanoslar’dan Türkiye metropollerine kadar birçok alanda HBDH güçlerinin ayak izlerini görmek önemlidir. Bu yönüyle Türkiye ve Kürdistan devrimi açısından silahlı mücadele çizgisinde ısrar önemli bir noktada durmaktaydı. Türk Devleti ile PKK arasındaki savaşın özellikle 2015 yılında artan şiddeti düşünüldüğünde Türkiye cephesinden devrimci bir çıkışın silahlı mücadele zemininde ısrar etmesinin ayrı bir tarihsel önemi vardı.

5 yıllık gelişmeler düşünüldüğünde birleşik devrim mücadelesi önemli tarihsel tecrübe biriktirmiştir. Geçmişte de birçok mücadele birlikteliği olmakla birlikte ilk defa bu kadar uzun süren bir zemin olarak birleşik devrim hareketi Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halkları açısından umut vericidir. 5 yıllık mücadele sürecinde birleşik devrim güçleri bir tarz yakalamış ve belirli düzeylerde ilerleme katetmiştir. Gelinen aşamada söylediği sözler, yaptığı eylemler ve kitlelerde ulaştığı örgütlenme düzeyiyle birleşik devrim güçleri önemli bir eşiğe gelmiş bulunmaktadır. Hareket faşizmin bütün saldırılarına rağmen Türkiye ve Kürdistan topraklarında kesintisiz eylem yapabilecek düzeye ulaşmıştır. Gerilla alanlarında varlığını karargahlar düzeyinde devam ettirmektedir. Gerilla mücadelesini daha ileriye taşıma konusunda birçok alanda açılım çalışmaları içerisinde bulunmaktadır.

Gelinen noktada Türkiye ve Kuzey Kürdistan topraklarında faşizme karşı silahlı mücadelenin adresi birleşik devrim hareketidir. Bu gerçek faşizm tarafından da çok iyi bilindiği için bizzat faşizm tarafından birleşik hareket her düzeyde hedef alınmaktadır. Bugün 5 yılı geride bıraktığımız noktada gerilla alanında, milis düzeyinde ve devrimci kitle faaliyetinde birleşik devrim hareketinin doğrudan örgütlenmesi ya da çeşitli yansımaları oluşmuştur.

Gerilla Mücadelesinin Rolü

Birleşik devrim hareketinin kurulduğu alan Medya Savunma Alanları’dır. Türkiye devrimci hareketi içerisinde var olan sağ sapma ideolojiden ve düzen içi siyaset eğilimlerinden kopuş açısından gerilla mücadelesinin savunulmasının ve örgütlenmesinin stratejik bir önemi vardır. Medya Savunma Alanları’nda birleşik devrim hareketi bileşenleri karargahlar kurmuşlar burada yürüttükleri askeri faaliyetler temelinde önemli deneyimler biriktirmişlerdir.

Gerilla mücadelesinin örgütlenmesi ve gerillacılık yürütme pratiği birleşik devrim hareketi açısından kritik öneme sahiptir. Küçük burjuva mücadele tarzı ve yıllarca siyasal demokrasi mücadelesi içerisine hapsolmuş siyaset tarzından kopuş açısından gerilla mücadelesine katılım ve bu alanlarda konumlanma stratejik öneme sahiptir. Gerillanın varlığı askeri eylemin örgütlenmesi açısından hayatiyken gerillacılık küçük burjuva hayat tarzından köklüce kopan bir yaşam tarzı, kendisini devrim mücadelesine koşulsuz adama ve bu uğurda canı pahasına savaşmaktır. Gelinen aşamada devrimci savaş alanlarında konumlanmak ve gerilla yaşam tarzını örgütlemek büyük bir irade kopuşunu gerektirmektedir. Bu yönüyle sistemden tam kopamamış yaşamların bu kopuşu gerçekleştirmesi mümkün değildir. Küçük burjuva yaşam tarzı ve düzen içi sol alışkanlıklar gerilla mücadelesi tarzıyla örtüşmez, onunla tamamen çelişir. Gerilla yaşamını devrim davasına adamış profesyonel askeri kadrodur. Bu yönüyle gerilla yaşamının temeli de askerileşmedir. Askerileşme savaş gerçekliği temelinde kendini örgütlemek  ve her aşamada düşman gerçekliğini unutmamak anlamına gelmektedir.

Düşman gerilla faaliyetini özellikle kırsal alanda bitime konusunda önemli adımlar atmaktadır. Keşif uçaklarına, istihbarat faaliyetlerine ve askeri harcamalara milyarlarca dolar harcamaktadır. Buradan doğru gerilla mücadelesi vermenin bir gerçekliği olmadığının propagandasını yapmakta, gerilla mücadelesinin pratikleşme olanağının olmadığı yalanını dillendirmekte ve gerilla faaliyetinin artık nostaljik bir olgu olduğu iddiasını sistematik bir şekilde işlemektedir. Ancak Xakurke ve Haftanin direnişleri faşist iktidarın gerilla mücadelesinin nesnelliği kalmadığı iddialarına büyük bir darbe vurmuş son olarak gerçekleşen Gare zaferiyle de bu iddiaları tümden boşa düşürmüştür. Gare’de gerilla büyük bir zafer elde etmiş düşmanın bütün teknik ve istihbarat üstünlüğünü devrimci iradenin rolüyle yenmeyi başarmıştır. Savaş pratiği ve yaşam içerisinde doğru temelde askerileşilirse somut başarı elde edilebileceğini Gare zaferi ispatlamıştır.

Birleşik devrim hareketi gerilla mücadelesinin pratikleşmesi sürecinde birçok değerli yoldaşı şehit vermiştir. Delal Amed, Ulaş Adalı  ve Atakan Mahir gibi sembolleşmiş yoldaşların bu mücadele içerisinde ölümsüzleşmesi kritik öneme sahiptir. Yine devrimci siyaset açısından Mehmet Ali Kasırga yoldaşın Dersim alanında Atakan Mahir yoldaşla yan yana ölümsüzleşmesi birleşik devrim mücadelesinin pratikleşmesi açısından önemlidir. Yıllarca Kürt Hareketi’yle stratejik ittifak anlatıp bunu dair siyasi demokrasi mücadelesi yürütmek dışında hiçbir somut adım atmayan anlayıştan, birleşik devrim hareketi pratiğiyle beraber köklü bir kopuş sağlanmıştır.

Yine Rojava Devrimi’nin savunulması mücadelesinde ölümsüzleşen yoldaşların gerilla mücadelesinin pratikleşmesi açısından önemi büyüktür. Ulaş Bayraktaroğlu Rojava Devrimi’nin savunulması mücadelesinde ölümsüzleşen yoldaşlarımız arasında devrimci siyasetin önderi olma rolüyle ön plana çıkmaktadır. Onun açtığı yol ve mücadele pratiği bizlere önderlik etmeye devam etmektedir. Faşist Türk Devleti’nin Afrin’i işgal saldırısında Bayram Ali ve Nurhak yoldaşlar diğer birleşik devrim savaşçılarıyla birlikte ölümsüzleşmişlerdir. Bu yönüyle enternasyonalist devrimciliğin sözde değil özde devrimci savaş pratiği içerisinde gerçekleşebileceğini kanıtlamışlardır. Birleşik devrim mücadelesine verdiği emek ve kadın komutanlaşması açısından Aynur Ada yoldaşın da rolü ve önemli büyüktür. Özellikle tasfiyeciliğin ve mücadeleden kaçış eğilimlerinin ön plana çıktığı bir dönemde Aynur Ada yoldaş İmran Fırtına yoldaşla birlikte Rojava devriminin savunulması mücadelesinde işgalci Türk Devleti’ne karşı savaşırken ölümsüzleşmişlerdir.

 Şehirlerin Rolü ve Milis Çalışması

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yaşanan gelişmeler düşünüldüğünde, şehirlerin belirleyiciliği her geçen gün daha da fazla önem kazanırken; iktisadi ve demografik açıdan özellikle metropollerin rolü ön plana çıkmaktadır. Bu yönüyle birleşik devrim mücadelesi açısından da şehirlerin önemi her geçen gün artmaktadır. Bu gerçeklik askeri eylemlerin şehirlere taşınması ve gerilla mücadelesinin bu alanlarda da geliştirilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Dolayısıyla, gerillanın şehirlerde var olması, altyapı çalışması inşa edebilmesi ve bu temelde konumlanması mücadelenin en temek stratejik hedeflerinden biri olacaktır. Özelleşmiş güçler olarak gerillanın şehirlerde konumlanması ve düşmana devrimci eylem temelinde darbeler indirmesi, faşist iktidarın en büyük korkularından biridir.

Gerilla, Kürdistan topraklarında faşist iktidarının ordusuyla önemli bir mücadele vermektedir. Ancak bu savaş Türkiye metropollerine taşınmadığı sürece, faşist iktidara savaş yakıcılığından korunabileceği alanlar açılmaktadır. Birleşik devrim mücadelesi açısından devrimci savaşın şehirlerde pratikleşmesi faşizmi ekonomik olarak sarsarken aynı zamanda da onun kendisini cephe gerisinde güvende hissetme pozisyonunu ortadan kaldıracaktır. Özelleşmiş şiddet gücü olarak düşmanın spesifik noktalarını hedefleyecek, onu yaptığı eylemlerle moralman çökertecek, faşizmin güvenlik ve güçlülük hegemonyasını yerle bir edecektir.

Milis, faşizme karşı özelleşmiş şiddet boyutunda olmayan, genelleşme hedefi olan eylem düzeyidir. Faşizmi düşük düzeyden başlayan milis eylemleriyle sürekli olarak sarsacak, onu güvenlik takıntısı içine sokacak ve sistematik olarak yürütüleceği için hegemonyasını da yerle bir edecektir. Milisler gündüz külahlı gece silahlı perspektifiyle yaptıkları eylemlerle faşist iktidar için cephe gerisi/savaş cephesi ayrımı ortadan kaldıracaktır. Milis eylemlerini örgütleyen çizginin, özelleşmiş şiddet için çalışan güçlerin aldığı düzeyde eğitim almasına da gerek yoktur. Tam dersine onun başarısında amatör ruhun ve gerekli olan kadarını bilmesinin etkisi büyüktür. Bu yönüyle milis eylemlerini süreklileştirmek ve yaygınlaştırmak hedeftir.

Birleşik devrim mücadelesinde şehirlerin rolü stratejik olarak güçlendikçe hedef, milis eylemlerinin yaygınlaşması ve düzeyinin yükselmesi olacaktır. Milis çalışmasında ki en önemli nokta, eylem çizgisinde sınıf kininin ve ezilenlerin öfkesinin olmasıdır. Yoksul gecekondu mahallelerinden, işçi sınıfı havzalarından, erkek egemen sistem tarafından sömürülen kadınlardan ve bütün ezilenlerden gelen bir eylem çizgisi milis eylemlerinde kendini göstermelidir. Amaç, faşizmin yaşamın her alanında hedeflenmesi ve güvenlik paranoyası içine sürüklenmesidir. Milis eylemleri arttıkça, şehir gerillaları özelleşmiş şiddetle daha etkili eylemlere imza atacak ve faşizmi kendisini en güvende hissettiği kalelerinde hedef alacaklardır. Böylece işçi ve emekçiler için hapishaneye dönmüş olan kentler, milislerin ve gerillanın devrimci eylemleriyle faşizm ve burjuvazi için güvenli alanlar olmaktan çıkacaktır.

Birleşik devrim mücadelesi açısından şehirlerin belirleyici rolünü kabul etmek silahlı mücadeleden uzaklaşmayı değil silahlı mücadeleyi şehirlere taşımayı zorunlu kılmaktadır. Bu yönüyle şehirlere taşınan gerilla eylemleri ve şehirlerde örgütlenen milis eylemleri faşist iktidarın korkulu rüyası olacaktır. Faşizm birleşik devrim güçlerinin eylemleri karşısında her gün daha da fazla kaygılanacak ve öfkelenecektir. O kaygılanıp öfkelendikçe daha çok saldırganlaşacak ve daha çok hata yapacaktır. O zaman özel olarak özgürlük güçleri genel olarak birleşik devrim güçleri daha çok mevzi kazanacaktır.

En Genel Anlamıyla Devrimci Kitle Faaliyetinin Rolü

Faşizme karşı mücadelede birleşik devrim hareketinin dayanacağı en geniş ve meşru zemin devrimci kitle faaliyetidir. Devrimci kitle faaliyeti özel olarak işçi sınıfı, gençler, kadınlar ve bütün ezilenleri içeren bir faaliyet bütünüdür ve ana ekseni fiili meşru kitle mücadelesine dayanmaktadır. Devrimci kitle faaliyetini, birleşik devrim mücadelesinin besleneceği ve kitlelerden güç alacağı bir zemin olarak görmek gerekmektedir.

Gerilla faaliyeti faşizme karşı devrimci zoru en sofistike şekilde kırlarda ve şehirlerde örgütlemektedir. Milis faaliyeti şehirlerde faşizmi düşük düzeyden başlayarak yükselen düzeye ulaşan eylemlerle hedef almaktadır. Devrimci kitle faaliyeti ise en genel anlamıyla faşizmin ve kapitalist sömürü düzeninin teşhiri temelinde kitle hareketini örgütlemektedir. Bu yönüyle birleşik devrim mücadelesinin etkili bir zemini, faşist iktidara karşı kitleleri militan meşru mücadele temelinde karşı karşıya getirmektir. Bu yönüyle gerillanın ve milislerin devrimci asabiyeti aynı düzeyde devrimci kitle faaliyetine dahil olmalıdır. Devrimci siyaset açısından bu zemin çok kritiktir. Gerilla savaşıp milisler de faşizmi vururken, fiili meşru mücadele de adım adım bu mücadele kesimleriyle politik refleksleriyle uyum içerisinde olma ve senkronize bir ilişki tarzı yaratmayı hedeflemelidir.

İşçi sınıfı kapitalizm tarafından acımasızca sömürülmektedir. Faşist iktidar bu sömürüyü her gün çıkardığı emek düşmanı yasalarla daha da katmerli hale getirmektedir. Sınıfın bileşenine dair yapılacak en genel tespit, geniş bir kesiminin güvencesiz çalışmakta olduğu ve çalışma şartlarının her geçen gün daha da zorlaştığıdır. Bu yönüyle birleşik devrim güçleri iş barışı diye bahsedilen sömürü çarkının katmerlendiği ilişki çarkını kırmayı hedeflemektedir. Çalışma ilişkileri açısından güvencesiz çalışma, sömürü çarkının yoğunlaşması ve emeğin kazanılmış tarihsel haklarının yağmalanmasıyla bu çalışma barışı burjuvazi tarafından zaten işçi sınıfı aleyhine bozulmaktadır.

Türkiye koşullarında işsizlik % 30’lara ulaşmış durumdadır ki bu rakam ciddi bir orandır. Bu durum geniş bir yedek işsizler ordusu oluştururken aynı zamanda işçi sınıfının mevcut çalışan kesimleri üzerinde büyük bir basınç yaratmaktadır.

Bütün bu gelişmeler işçi sınıfı zemininde büyük bir öfke biriktirmekte sömürü düzeninin gerçeklerini daha gözler önüne sermektedir. Birbirinden bağımsız bir şekilde ortaya çıkan işçi direnişleri faşizmin en önemli korkusudur. AKP-MHP faşist ittifakı her geçen gün toplumsal desteğini kaybetmektedir. Daha önce ona destek veren muhafazakar milliyetçi kesimler bile artık iktidara karşı tepkilerini dile getirmektedir. Sonuç olarak sınıf çelişkisi esastır. İnsanların bilinçlerini belirleyen şey toplumsal varlıklarıdır. Ekonomik olarak sömürü çarkının bütün ağırlığını hisseden ve hayatını sürdürmekte zorlanan kesimler için muhafazakar-milliyetçi söylemler eskisi kadar etkileyici olmamaktadır.

Gençlik işsizler ordusunun önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Faşist iktidarın baskıları ve geleceksizleştirme politikaları, daha geniş kesimleri faşizme karşı verilen mücadelenin potansiyel destekçisi haline getirmektedir. Üniversite ve lise gençliği faşizme karşı militan kitle mücadelesinin önemli bir öznesidir. Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayan direniş bile tek başına bu yönde bir toplumsal etkileşimde üniversite gençliğinin öncü rolünü gözler önüne sermektedir.  Gençliğin dinamizmi ve enerjisi faşist iktidarın en önemli korkularının başında gelmektedir.

Kadın hareketi faşizmin erkek egemen politikalarının her zaman hedefinde olmuştur. Kadın cinayetleri ve kadın kimliğinin toplumsal hayattan dışlanması faşizmin muhafazakar-milliyetçi bakış açısının temellerini oluşturmaktadır. Faşizmin yok sayması ve kadınlara dönük baskıları karşısında militan bir kadın hareketi her geçen gün kendisini daha güçlü bir şekilde örgütlemektedir.

Bütün bu bileşenler faşizme karşı devrimci kitle faaliyetinin yaslanacağı zeminlerdir. Devrimci kitle faaliyetinin amacı bu bileşenleri güçlü bir şekilde örgütlemek, onların faşizmle ve sömürü düzeniyle olan çelişkilerini dahada güçlendirmektir. Devrimci kitle faaliyeti gerillanın ve milislerin eylemleriyle etkileşim içerisinde olmalı ondan moral anlamıyla güç almalı ve ona siyasi faaliyetiyle meşruiyet alanı yaratmalıdır.

Faşizmi Yıkalım Özgürlüğü Kazanalım Devrimci Seferberlik Hamlesi

15 Ekim tarihinde başlatılan faşizmi yıkalım özgürlüğü kazanalım hamlesi gerilla alanlarında, milis çalışmasında ve devrimci kitle faaliyeti zemininde önemli bir enerji açığa çıkarmıştır. Gerilla gerçekleştirdiği eylemlerle faşizmin tasfiye saldırısını askeri açıdan boşa düşürürken, milisler gerçekleştirdikleri eylemlerle faşizmi en güvende olduğu alanlarda hedef almaya başlamıştır. Devrimci kitle hareketi kendisini örgütleyerek seferberlik hareketine katılmıştır. Bu yönüyle faşizm bütün zeminlerde birleşik devrim güçleri tarafından hedef alınmaktadır. Gelinen aşamada adım adım faşizm saldırı durumundan savunma durumuna doğru konumlanmaya başlamıştır.

Birleşik devrim mücadelesi 5. yıl dönümünü geride bırakırken içinde bulunduğu 6. kavga yılında faşizme karşı inisiyatifi daha güçlü ele alacaktır. Bölgede yaşanan gelişmeler ve Türkiye kapitalizminin içsel çelişkileri devrimci bir alt üst oluşun uzak olmadığının işaretlerini vermektedir. Kendisini savaş ve baskıyla var etmeye çalışan bir faşist iktidar vardır. Bu iktidar meşruiyetini her geçen gün daha fazla kaybetmektedir. Bu koşullar altında birleşik devrim güçleri rollerini doğru temelde oynarsa önemli tarihsel fırsatlar elde edeceklerdir.

Bilincin ve iradenin daha belirleyici olacağı bir tarihsel döneme giriyoruz. Bu süreçte devrimci seferberlik hamlesini daha ileriye taşımak hedefimizdir. 2021 yılı faşizm açısından geleceğinin belirleneceği bir yıl olacaktır. Nesnellik faşist iktidar açısından koşulları zorlaştırırken, birleşik devrim güçleri de onun sonunu getirecek öznel müdahaleyi yapacak bir düzeye mücadeleyi taşımak için seferber olmalıdır. Devrimci seferberlik hamlesi esasen gerilla, milis ve devrimci kitle faaliyeti alanlarında, güçleri azami enerji ile harekete geçirme ve onları faşizme karşı topyekün savaşa sokma hamlesidir. Bunun içim rolümüzü doğru temelde oynarsak bizler kazanırız. 6. kavga yılında birleşik devrim bayrağını daha ileriye taşımak, bu ittifakı daha da güçlendirmek bizlerin hedefi olacaktır. Bu amaçla ısrar, irade ve devrimci müdahale bizlere zaferi getirecektir.